FEODRAS’IN TANRIÇASI

Main Article Content

Aleyna Özden

Abstract

Uzun süredir burada bulunuyorum. Feodras’ın kendine has müzesinde. Her ne kadar yapım aşamamdan itibaren düşüncelerim bu soğuk odanın dışına çıkıp her taşa – yontulmuş varlıklara- dokunuyor olsa da hep sabit bir noktaya baktığımdan dolayı bana benzer başka heykellerin olup olmadığını bilemiyorum. Bildiğim şeyler Feodras’ın günün belirli saatlerinde buraya gelip, bazen sadece bakıp bazen de eksik ya da fazla yerlerimi yontarken bana anlattıklarının ötesine geçemiyor. Gördüğüm tek canlı varlık da o; başının tam ortasında duran bir avuç beyaz saç ve saçlarının üç katı sakal. Boynunda asılı duran sapsız gözlüğü ile gelir yanıma hep. Bazen günlerce benim üzerimde uğraşır, bazense hiç uğramazdı. Sanıyorum ki belime kadar yapılmış bir heykelim. Çünkü pürüzlerin, olup olmadığını onaylamak için sadece iki adım geriye çekiliyor. İlk olarak gözlerimi oluşturduğu için böylesine derin bilebiliyorum her şeyi. Bugün bana bakmak için geri adımlarını atarken anladım ki; ben aşkla baktığı karısının nefes almayan, gülümsemeyen, duyguları olmaması gereken taş haliydim. Önceleri yaptığı esere tapıyor, övgülerle beni yüceltiyor sanırdım. Ve öylesine derin şeyler hissederdim ki ona karşı. Ah Feodras! Bana öylesine derin bakarken Aurora diye fısıldadığın an, dört bir yana saçılan ruhtan yapılma düşüncelerim oldukları yerde taşa dönüşüp toprakla kavuştular. “Aurora” demek. Donuk suratlı, geniş omuzlu, zarif boyunlu ve dolgun göğüslü Aurora!


Bu odaya her gelişinde benimle konuşurdu Feodras. Bazen kafasının içindeki karışıklıkları anlatır; sosyal dönemin berbatlığından bana, Aurora’ya, ait karakterini yansıtan bir surat resmedemediğine hayıflanır, bazen de aklı onun gibi çalışıp başkaldırı başlatan gençlere destek verirken murcu ince boynuma tüy hafifliğinde kesik kesik dokundururdu. Ah, nasır tutmuş elleri yüzüme değdiği vakit sıcaklığını öyle çok hissetmek isterdim ki… Ama Aurora olduğum aklıma geldiğinde de bana hiç dokunmasın isterdim. Aslında bana en çok onu anlatırdı: güzelliğini, hamarat oluşunu, gülüşünün ömre bedel olduğunu. Daha sonra tamamlayamadığım eksik bir yan var deyip yarıda bırakırdı anlatmayı. Elini çenesine dayar uzun bir süre düşünür daha sonra ise şeker verilmiş çocuk gibi sevinir, bir hışımla odadan çıkar ve elinde elmas uçlu murç ile gelir “bak sana ne getirdim” diye elindekini sallayarak bana gösterirdi. Bir arkadaşından almış, akşama el yapımı şarap sözü ile geri götürecekmiş. Ara sıra bahsederdi bu arkadaşından; beraber yeni motifler tasarlar, birbirlerine sunarlarmış ama en ufak kötü eleştirilerinde göl kenarında yaktıkları ateşe atarlarmış. Bu yüzden tasarladıklarının hepsini Aurora’ya gösteremediği için arkadaşına bağıra bağıra küfürler sallar dururdu.


Akşam olduğunda şarap sözünü tutmak için gittikten sonra iki gün uğramadı yanıma Feodras. Üçüncü günün şafak vaktinde yalpalayarak, leş bir koku ile içeri girip var gücü ile donuk olan, gülümsemeyen dudaklarıma hıncını çıkartırcasına vurmaya başladı. Öyle sert ve hızlı vuruyordu ki; sanki acıyı hissediyordum. Bir saat o acıya katlandıktan sonra her yerim mermer-revan içinde kalmıştı. Gözlerime de en sivri murçları ile dokunmuştu üstelik yuvasından fırlayacak gibiydiler; ağzım ise tüm şaşkınlığı ile açık bir hal almıştı. Namussuz kadın! diye bağırıp yüzüme tükürdü. Aurora’yı en yakın arkadaşının kollarında bulmuş, onu gördüğü zamanki surat ifadesini kondurmuştu benim yüzüme. Ben ne yaptım sana Feodras? Ben seni sevdim, hem de sen Aurora’yı severken. Keşke isimlerinizin anlamları kadar bir anlamım olsaydı senin için… Bir müddet yüzünü elleri ile kapatıp haykırarak ağladı. Odanın her yerinde sesi hacmi artarak yankılandı. Daha sonra kızarmış, nemlenmiş gözleri ile bakıp elini yanağıma koydu. Ve ben o zaman gerçekten gözyaşının sıcaklığını hissettim...

Downloads

Download data is not yet available.

Article Details

How to Cite
[1]
Özden, A. 2019. FEODRAS’IN TANRIÇASI. Journal of English Language and Literature Club. 1, 1 (Jan. 2019), 20-21.
Section
Articles