RÜYALARIN YAPILDIĞI MADDELERDEN YAPILMAYIZ BİZ

Main Article Content

Emre Öz

Abstract

Evrende yer kaplayarak ve duyularla algılanabilir olarak var olmanın aksine insan “düşünerek” var olur. İnsan, materyalist açıdan var olduğu andan itibaren düşünerek de var oluşunu sürdürmüştür. Düşünme kontrol edilemez bir eylemdir. Durdurulamaz, engellenemez ve yaşam olduğu sürece devam edecektir.


Doğadaki insan; gördüklerini, hissettiklerini, edindiği tecrübeleri, düşüncelerini, var oluşunu kalıcı hale getirme ihtiyacı hissetmiş ve bunu yine var oluşunun temeli, kendisine bahşedilmiş olan eşsiz düşünme yeteneği ile gerçekleştirebilmiştir. Zihnine görsel olarak kodladıklarının taklidini, hislerinin ve düşüncelerinin ise tasvirini yine düşünerek geliştirdiği çizgi yöntemi ile kalıcılaştırmıştır. Üzerine geliştirilmiş farklı teoriler olmasına karşın, genel geçerliliği olan yargı kabul edilirse, doğadaki sesleri taklit ederek dili geliştiren insan, yazının da temellerini bu şekilde atmıştır. İnsanın devam etmekte olan var oluş sürecinde dilin yanı sıra yazı da sürekli gelişmiş, gelişmeye de devam etmektedir. Dilin eseri olan sözlerin kalıcı olmayışı yazıya daha fazla önem yüklemiş ve var oluşun temel bir parçası haline getirmiştir. Yazı öylesine önemlidir ki, olmadığı var sayıldığında bilimin, buna bağlı olarak üretimin, gelişimin olmayacağı gerçeği ile karşılaşmaktayız. Akla gelen dâhiyane bir fikir, bulunan bir matematik formülü, fizik, kimya veya biyoloji alanında yapılmış bir deneyin sonucu, yeni bir şeyler ortaya çıkaran bir tarif yazılmadığı, söz olarak kaldığı sürece, aklında verileri saklama yeteneği kısıtlı olan insan için uçucu bilgiler olarak kalacak, defalarca yeniden keşfedilecek, üzerine geliştirmeler yapılamayacaktı. Örneğin; ampulü icat ediş sürecinde, Thomas Edison, yaptığı tüm denemeleri not etmeseydi, aynı hatayı birçok kez tekrarlayabilir ve asla başarıyla ulaşamamış olabilirdi. Bu yüzden insana üretici kimliğini kazandıran da yazma eylemidir. Martin Luther 95 Tez’ini yazmak yerine, sözlü olarak, düşünce yetisi baskılarla kısıtlanmış topluma sözlü olarak anlatmak isteseydi, "Von der Freiheit des Christenmenschen" adlı eserini yazmasaydı, kelime anlamı ile düşünecek olursak, toplum “Rönesans’ını” yaşaya-bilir miydi? Tüm bu akılcılığın yanı sıra insan, uçsuz bucaksız bir duygusal ve ruhsal derinliğe sahiptir. İçinde, dışarıya gösterdiğinin çok daha fazlasını barındırır insan. Dış dünyaya; kendisini “karakter” yapan ruh halini, düşüncelerini, hislerini, duygu değişimlerini ve tüm bunların gerektirdiği davranışları yansıtabilir insan, içindekiler tüm bunlara karşı farklılıklar taşıyorken… Yansıtamadığı, yansıtmak istemediği bu içsel duygu karmaşası giderek büyüme- ye başlar. Bu büyük bir sevinç de olabilir, herhangi bir neden ile içerisinde sakladığı, bir öfke de olabilir, umutsuzluğa kapıldığı bir durum, cevabını duymaktan korktuğu bir soru, dayanılmaz bir hal alan özlem duygusu, bilinçaltının her gece rüyalarında oynadığı bir oyun da olabilir veya artık yükünü kaldıramadığı bir aşkı başka kimse ile paylaşamamak fazlasıyla ağır gelmeye başlar. Yaşadığı ruh halinin derinlikleri içerisinde boğulmaya başladığında ise yine yazma koşar yardımına insanın. Okuyacak kimsenin olup olmadığı kaygısını taşımamalı, kâğıt ve kaleme dökmeli içini insan, sadık birer dostturlar veya Genç Werther’in yaptığı gibi, bir mektup arkadaşı yaratır kendisine, önemli olan kendi içinde boğulmadan, var oluşunu sür- dürebilmesidir.


Biz insanlar yazarak değil, düşünebilme yetimiz ve ruhumuzla var oluruz ancak var oluşunu sürdürebilmemiz için sürekli “yazmak” gibi üretkenlikler göstermemiz gerekir. Yaşamımız, dolayısıyla var oluşumuz geçicidir. “Mayamız, rüyaların hamurundan yoğrulmuş. O yalan ömrümüz, uyku ile başlayıp uyku ile biter…” (William Shakespeare) İnsanlar olarak bu geçici var oluşumuzu ancak yazarak kalıcılaştırabiliriz.

Downloads

Download data is not yet available.

Article Details

How to Cite
[1]
Öz, E. 2019. RÜYALARIN YAPILDIĞI MADDELERDEN YAPILMAYIZ BİZ. Journal of English Language and Literature Club. 1, 1 (Jan. 2019), 23-24.
Section
Articles