LUTHER’İN YARATTIĞI MİLLET OLMA BİLİNCİ

Main Article Content

Emre Öz

Abstract

Milliyetçilik, ulus olma bilinci her ne kadar 19. Yüzyılda ortaya çıkmış bir kavram olsa da Alman toplumunun ulusal bütünlüklerini oluşturma hedefine ulaşma yolunda yeni bir adım olarak ulusal bilinç oluşturma fikrini benimsemiş olmaları, onları bu kavram üzerine daha önceki tarihlerde çalışmalar yapmaya itmiştir. Alman toplumu bu ulusal bilinci oluşturma yolunda iki temel mit üzerinde çalışmış ve önemli gelişmeler kaydetmişlerdir. “Ortak Ata” ve “Ortak Dil” mitleri.


Ortak Ata” miti üzerine yapılan çalışmaların, yorumların çoğunlukla tahminlere dayalı olması, bu yüzden de ortaya nesnel / genel-geçer bir yargı konulamaması sebebiyle bu mit sağlam temeller üzerine oturtulamamış ve  “ulusal bilinç oluşturma” ideali için yetersiz kalmıştır. Cermen toplumlarının “Ortak Ata” paydasında birleştirilememesi Alman aydınlarını “Ortak Dil” miti üzerine çalışmaya yöneltti. Ortak dil miti üzerinden Alman milliyetçiliği kavramını en üst noktalara taşıyan isim, şüphesiz ki matbaanın icadının da büyük yardımı ile Martin Luther olmuştur. Erken yaşlarında başladığı Endüljans uygulaması üzerine sorgulamaları sonucunda "Endüljansın Kuvvetine Dair Tezler" başlıklı 95 maddeden oluşan metni 31 Ekim 1517 tarihinde yayımladı. Hızla yayılan bu tezler  “Reform” hareketinin başlamasında etkili olmuştur. Luther’in;  tanrı ile insan arasına başka herhangi bir kimsenin girmemesi, insanların tanrı ile doğrudan ilişki kurmaları ve “herkesin kendi kendisinin rahibi olması gerektiği” düşünceleri toplum nezdinde geniş yankı bulmuş ve benimsenmiştir. Kuşkusuz bunun en büyük nedeni, Luther’in “Ortak Dil” fikrine en büyük hizmetlerinden biri olan, halkın hemen her kesimi tarafından anlaşılabilir bir dil (tamamen sokak ağzı değil fakat daha yalın, saf bir dil) kullanmış oluşudur. Ayrıca Papa’yı Deccal olarak kabul eden Luther’in bu söyleminde ise: “Roma İmparatoru’nun gücünü ele geçirecek ve onu kendi tımarlarına çevirecek iyi ün sahibi cesur bir halktı. Ve öyle de oldu. İmparatorluk İstanbul’da İmparatorun elinden çekilip alındı ve böylece unvanı biz Almanlara geçti. Bu eylemde Papanın kulları haline geldik ve şimdi Papa tarafından Almanların sırtından ikinci bir Roma İmparatorluğu kurulmuş oldu… Kendi kibirli ve zorbaca dürtülerini tatmin için iyi niyetimizi daima suiistimal ettiklerinden, adı biz aldık ama kırlarla kentler onların oldu ve “kendi istekleriyle kendilerinin kandırılmasına ve aldatılmasına izin veren salak Almanlar” diye bizimle alay ettiler… Ve bu yüzden işte şimdi bu haldeyiz, alışıldığı gibi daima kafasız davranmış olan zavallı Almanlar. Onların efendisi olduğumuzu sanırken zorbalarının en kurnazının kölesi olduk”. (Luther & Beintker, 1983: 34)  açık bir şekilde Almanların Latin baskısı altında olduğu ve bunu bir şekilde bertaraf etmesi gerektiğini öğütlemektedir.


Luther’in “Ortak Almanca” fikrine en büyük hizmetlerinden bir diğeri ise İncil’i tercüme etmesidir. İlk tercüme eden kişi olmasa da, (yüksek Almancayla yazılmış ilk İncil 1466 yılında Straßburg'da basılmıştı.) ilk kez, anlaşılır ve sade bir dil ile İncil’i tercüme etmesi onun "Almanlara İncillerini kazandıran kişi” olmasına sebep olmuştur. Ayrıca Luther’in anlaşılması zor yüksek Almanca yerine bu saf dili oluştururken halkın içerisine karışması, birçok kelimenin karşılığını halkın içerisinde araması, aynı zamanda bu dili, sanattan uzaklaştırmamak adına da retorik (belâgat) harmanlaması ortak Almancanın ve devamında da ulusal bilinç oluşturma fikirlerinin gelişim ve oluşumunda etkin rol oynamıştır. Ulusal bilincin oluşmasında ortak dilin çok büyük bir önemi olduğunu iyi kavramış olan Luther, rahatlıkla söyleyebiliriz ki, yaptığı tüm çalışmalar ile ortak Almancayı bu denli geniş ölçüde kullanabilen en yegâne isim olmuştur. Yalnızca yaşadığı dönemi aydınlatmakla kalmamış,  kendisinden sonra gelecek olan sanatçılara da esin kaynağı olmuştur.


Bu sanatçılardan birisi de Johann Wolfgang von Goethe’dir. Luther ile birçok paralel görüşe sahip olan ve kendisi de Protestan olan Goethe: “Luther’e ve reformasyona genel olarak ne borçlu olduğumuzu bilmiyoruz.”  sözü ile Luther’e ve Luther’in gerek dil gerekse teolojik olarak yaptığı çalışmalara Alman toplumunun çok şey borçlu olduğunu savunmuştur. Ayrıca Goethe’nin;  Luther'ın açık ifadesini,  sağlam dilini ve hırçın kişiliğini takdir ettiği de bilinmektedir. Goethe’nin eserlerinde Luther’e ait görüşlerden açık, kesin ifadeler ve esinlenilmiş düşünceler de mevcuttur ve Goethe’nin Faust I eserinde, “Auerbach’ın Bodrumu” sahnesinde geçen “Lutherstrophe”de Martin Luther etkisi görmek mümkündür. Tüm bunlar bir araya geldiğinde Goethe’nin neden Almanya’nın “millet olma bilincini” Luther’e borçlu olduğunu savunduğunu açıklayabiliyoruz.

Downloads

Download data is not yet available.

Article Details

Section
Articles