JANE AUSTEN – BİR HANIM TARAFINDAN

Main Article Content

Dilan Şatır

Abstract

Jane Austen, 16 Aralık 1775 yılında İngiltere Hampshire’da, Steventon Kasabasında dünyaya gözlerini açtı. 18. yüzyılın sonları, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşayan Jane Austen’ın hakkında ne yazık ki çok az bilgiye sahibiz. Ablası Cassandra, eğer kardeşi Jane Austen’ın birçok mektubunu yakmış olmasaydı, şu anda elimizde küller değil bir bilgi deryası olabilirdi. Ailesinin okumaya olan düşkünlüğünden, Jane Austen da etkilenerek, çok küçük yaşta okumaya ve yazmaya başlayarak edebiyat denizine kürek çekmeye başlamıştır. İlk romanı olan “Love and Friendship” ve sonrasındaki “A History of England by a Partial: Prejudiced and Ignorant Historian”ı on dört yaşında, dünyayı yeni yeni görmeye başladığında yazmıştı. “Sense and Sensibility”, “Pride and Prejudice” ve “Northanger Abbey” gibi romanlarını ise yirmili yaşlarda bir hanımefendi olmaya başladığı zamanlarda yazmıştır. Bu eserlerinden “Sense and Sensibility” ve “Pride and Prejudice”, 1811–1813 yılları arasında yayımlandı. 1814 yılında “Mansfield Park” yayımlandı ve bu romanı 1816 yılında “Emma” takip etti. Bu arada “Persuasion” isimli kitabını tamamladı ve bu kitap 1818 yılında, yani ölümünden bir yıl sonra “Northanger Abbey” ile birlikte yayımlandı. Yaşadığı dönemin kadın kimliğinin algılanışından olsa gerek, hiçbir eserini kendi adıyla yayınlamadı. Eserlerinin sonunda “Bir Hanım Tarafından…” ifadesini kullandı. Austen’ın romanlarındaki kadın karakterler, genel olarak mantığı ön planda yaşayanlar ve duygularının sesiyle yaşayanlar olmak üzere iki grupta toplanabilir. “Pride and Prejudice”deki gibi mantık timsali Elizabeth, duygularıyla hareket eden mantıksız kız kardeş Lydia gibi ya da “Sense and Sensibility” romanındaki Elinor ve Marianne gibi. Onun romanlarındaki kadınlar, akıllı ise iyi ve zengin erkekle, duygularıyla hareket edip mantıksız davrananlar ise parasız erkeklerle evlenirler. 


Jane Austen yaşadığı dönemin siyasi olaylarına romanlarında yer vermeyen başarılı bir yazardır. Onun ne kadar önemli ve günümüz toplumuna ışık tutan bir yazar olduğunu yeni yeni fark ediyoruz. Günümüzden yaklaşık iki yüzyıl kadar önce yaşayan Jane Austen’ın, yazmış olduğu kitaplardan Pride and Prejudice ve Emma günümüzdeki yaşam döngüsünü ve yaşanmışlıkları tüm gerçekçiliğiyle yansıtmaktadır. Bu romanlarda kadın ve evlilik, kadının maddi kısıtları, gelenekler ve kadının evliliğe mahkûm bırakılışı da tüm gerçekliğiyle okuyucuya yansıtılır. 18. yüzyılda kadın, evliliğe tek çare olarak bakmaya başlar ve itaat etmek zorunda olduğu bir erkeğin hayatında zorla yer edinir.  Romanlarında genellikle evin genç kızlarının evlendirilmeye çalışılması da, bu dönemin en önemli yansımalarından biridir. Austen evliliğe sosyal bir hayatın şartı gibi bakar ve romanlarında da evlilik üzerinde işlediği konuları bu şekilde ele alır. Kadınları ve evliliği aynı fanusun içinde tutar, dönemin kadınlar üzerinde ki baskısının bilincindedir. Kadınlar sosyal baskı altında yaşamlarını sürdürürken, yine bir çeşit baskı olan evlilik kurumuna itilir ve daha rahat bir hayat yaşayacakları umut edilir. Kadın gördüğü baskının karşısında daha iyi bir hayat adına varlıklı biriyle evlilik yapmayı tercih eder. Bu yüzden de Jane Austen da romanlarında evlilikte maddi varlığın önemini ısrarla vurgular. Günümüz toplumunda hala önemini taşıyan kadının toplumdaki yeri ve bağımsızlığı konusu, kadınların evliliğe verdiği önemle aynı başlık altında sorgulanmalıdır. Austen romanlarında belki de bu yüzden evlilik ve kadın üzerinde bu kadar durmaktadır.  Sosyal baskı günümüzde maddi özgürlüğü olan kadını bile bir fanus gibi içine almış durumdadır. Jane Austen’ın hiç evlenmemiş olması bu fanusun içine girmek istemediğinin en büyük kanıtı olup feminist olarak nitelendirilmesinin kaynağında bu gerçeklikler vardır. Austen, kadınların çare olarak gördüğü kurumu kabullenmemiş ve tıpkı bir lider gibi kendi hayatını kazanmıştır. Özellikle Emma romanında sosyal sınıf farklılıkları oldukça belirgindir. Söz konusu romanda Harriet karakteri, evlilik dışı bir çocuk olmasından dolayı aşağılanır.   18. yüzyılda evlilik dışı ilişkiler kesinlikle onaylanmıyordu ve böyle bir durumun soy karmaşasına yol açacağı düşünülüyordu. Günümüz toplumunda hala kadının üzerinde oluşan toplumsal baskı, bu konuda da devam etmektedir. Toplumun boşanmış kadına bakış açısı ne yazık ki hala kabuğundan çıkamamış ve özünü bulamamıştır. Kadın tüm bu sebeplerden içine girdiği fanustan bir türlü çıkamazken, yaşadığı ortam kadını yeni bir fanusa sürüklemektedir.


Austen, romanlarında 18. ve 19. yüzyıl İngiltere’sinde kadın, toplumun kadına bakış açısı ve evlilik konularını işlemiştir. Kadın haklarının olmadığı bir dönemde kadının toplumdaki yerini konu edindiği için feminist bir yazar olarak ele alınmıştır. Kadınların ikinci planda olduğu bu dönemde hayatını sürdürmek için kadınların yapabileceği tek şey evlilik kurumuna adım atmaktı ve hiç kuşkusuz Austen, romanlarında bunu ele almakta oldukça başarılı olmuştur. Kadınlar yaşadığımız toplum içinde de birçok konuda erkeklerden geri planda tutulmaktadır. Kadın maddi bağımsızlığını edinse de hala ev işleri ve çocuk bakımı kadının görevi sayılmaktadır. Kadın toplum baskısından kaçarken belki de kendini bu baskıya boyun eğer ve itaat eder halde bulmaktadır. Günümüzde kadın sorguladığı her baskının kurbanı olurken, erkek kadının tüm duyarlılıklarını hiçe sayıp toplumun ona yüklediği misyonla kendini lider olarak konumlandırmaktadır.

Downloads

Download data is not yet available.

Article Details

How to Cite
[1]
Şatır, D. 2019. JANE AUSTEN – BİR HANIM TARAFINDAN. Journal of English Language and Literature Club. 1, 1 (Jan. 2019), 102-103.
Section
Articles